Başım göğe erdi mi? Evet ya! Erdi ermez mi?! :0))
Pazar günüm dolu dolu geçti.. Sabah 3,5 saatlik bir yolculuk ardından kendimi hiç bilmediğim bir memlekette buldum.. Midem ise kalktığım andan itibaren muhalefetti bu yolculuğuma.. Neyse otogarda bir sağa bir sola baktıktan sonra içimdeki sese kulak vererek bir yola çıktım.. Baktım dolmuşlar var bi dolu.. Hemen oracıktaki simitçi amcayı kestirdim gözüme ve sordum kendisine: “Mevlana Müzesine gitmek için hangi dolmuşa binmem lazım?” Bir yandan da canım simit istiyor mu diye sordum kendime ama “öööwww” cevabı geldi midemden; belli ki istemiyordu… “Aydınlık dolmuşuna bineceksin” dedi simitçi amca. Teşekkür ettim ve yaklaşık 5 dakika sonrada beklediğim dolmuş geldi.. Şöfor amcaya dedim ki “ben Mevlana Müzesine gidecektim ama..”, hemen yanıt geldi “Önünde indiririm ben seni!” Oleeyyy… Direkt yolculuk! Derken nerdeyse bütün Konya’yı dolaştı dolmuşumuz :0) Ve popüler bir dolmuş olduğunu farkettim.. Çarşıya gidiyor ya tıklım tıkış doldu… Bir yandan da etrafı gözlemledim. Tam o sırada bir sokağa girdik… Sokak sanki gelin damat istilasına uğramış gibiydi.. Bir konvoyun geçmesini beklemek zorunda kaldık çünkü sokak iki arabanın geçebileceği genişlikte değildi.. Malum gelin arabaları park halindeydi.. Hatta bir tanesinin arkasında “Anasının ilk ve son gelini” diye yazıyordu :0) Sonra devam ettik yola.. Derken vardık müzeye.. Nasıl heyecanlandım anlatamam!! Tam planladığım gibiydi, çok kalabalık yoktu ama yine de azımsanmayacak bir ziyaretçi kitlesi vardı.. Müze girişi 2TL’ydi. Ney sesi eşliğinde gezdim bütün müzeyi.. Çok ama çok enseresan duygular yaşadım.. Dualar ettim suskunların ruhuna.. İyice gezdikten sonra avludaki büyük çeşmeden su içtim.. Evet şimdi hazırdım ikinci adresi ziyarete.. Gitmeden önce internetten yaptığım araştırmalar neticesinde 10 dakikalık bir mesafede olmalıydı.. Bir taksiciye danıştım ve evet tahminlerim doğruydu, çok da uzakta değildi.. Yürürken kermesimsi bir yerin yanından geçtim ve yemek kokuları geldi burnuma.. Midem hala kötüydü.. I ıh hala acıkmamışım dedim.. Yürümeye devam ettim ve sonunda vardım Şems-i Tebrizi’nin camii ve türbesine.. Ayakkabılarımı çıkarttım, tülbentimi örttüm kafama ve girdim içeriye.. Mevlana’ya oranla burada hiç kimse yoktu nerdeyse.. Bir kenara oturdum ve ayakta duran bir grup adam arasında bir tanesinin seslice dillendirdiği duasını dinledim.. Dua ettim.. Sonra sandukaya yaklaştım ve ruhumu bir müddet bu şekilde dinlendirdim.. Çıkışta çocuklar ellerinde bir şey satmaya çalışıyorlardı.. Almadım.. Acaba alsa mıydım diye tereddüt ettim.. Yürümeye devam ettim.. Alaaddin Tepesi! Yürüyerek çıktığım yer Konya’nın kocaman döner kavşağıydı.. Tepenin üstünde Alaaddin camii vardı.. Camiinin eteklerinde ise kocaman bir park.. Parkta yerlere serilmiş genç yaşlı bir dolu kalabalık.. Dikkatimi çeken şey ise hepsinin çekirdek çitliyor olmasıydı.. Yürüyüş yolu olduğu gibi çekirdek kabukları ile kaplıydı! İnsanlar transa geçmiş şekilde çekirdek çitliyordu :0) Mideme sordum çitler misin ister misin diye; öğğkk dedi bana tekrar.. Yok bi terslik var bu işin içinde dedim ve yürümeye devam ettim.. Bilet, evet biletimi almam gerekiyordu. Hemen Konya’nın hatrısayılır acentasına gittim ve biletimi aldım. Sonrasında çekirdek çitleyenlerin yanından geçip “Kampüs-Bosna” dolmuşuna bindim ki “buradan otogara hangi dolmuşa binmem gerek?” diye sorduğum polis amca bana bu dolmuşun adını vermiş ve bir de eklemişti “35-40 dakikada gider hemen binmelisiniz..” Bir an duraksadım.. Ben adama saat kaçta otobüsüm olduğunu söylememiştim ki :0) İçine doğmuş olacak ki ve iyi ki de doğmuş ucu ucuna yetiştim.. Dolmuşa bindikten sonra midem ile başbaşa kalış süresi start aldı.. Kabus gibiydi.. Ne zaman bitecekti bu otogar yolu? Daha çok var mıydı? Kussam ayıp olur muydu? Ve nihayetinde otogar göründü.. Kendimi dolmuştan atar atmaz derin bi nefes aldım ama nafile.. Mide daha beter hale gelmeye başladı.. Doğruca otobüse attım kendimi ve hemen uyku moduna geçtim ama ne fayda.. “Ben burdayım” diyen midem iyice coşmuştu.. Otobüs hareket ettikten yarım saat sonra çaresiz şekilde muavinden torba istedim.. Muavin gitti gelmedi.. Daha da fena olmaya başladım.. otobüsü mü durdursam?.. Nasıl olacak.. Anaaamm bittim ben.. Tansiyon düşüyor eyvah.. Çantamda torba olacaktı.. Torba dediğim de elim anca girer içine öyle bir şey.. Yok daha fazla beklenecek gibi değil torba nerdesin??!!!! Derken midem kendisini ifade edebileceği en uç noktada ifade etti.. Yanımdaki kadın uyanmadı bile!! Önümdeki teyze bana kolonyalı mendil uzattı sağolsun.. Ucuz atlattım.. Çöpleri toplayan muavinin çöp torbasına ağızını düğümlediğim torbayı atarken, “aaa siz torba istemiştiniiiizz” dedi. Evet ama gerek kalmamıştı tabi.. “Peçete getirebilir misiniz?” dedim.. “Tamam!” dedi kararlı bir şekilde, ama ne peçete geldiiii ne de muavin :0) Rahatlamanın ardından derin bir uyku ve akabinde Ankara’ya geri dönüş.. Mide muhalefetine karşın çok güzel bir gün geçirdim.. Evet başım göğe erdi :0)
Midem bugün de dünü aratmayacak kadar süper bir uyuzluk içindeydi.. Eğer yarın da devam ederse artık kendisini bir bilene götürmek niyetindeyim.. Ee eksik kalmasın tabiii buyursun o da gelsin!
Yaa.. İşte böyle… Aaa iki de fotoğraf kondurayım hele



Hemen fotoğrafın köşesindeki amcanın çekirdek torbasına elini daldırdığını görebilirsiniz
Yorum yok. Ilk Olacak.
Cevap Yaz
