2nd
Şubat
2010
Püüüüüü….
Ne kadar zamandır yazmamışım ben böyle ahahah
Neyse başlayalım yazmaya o zamaaaannn…
Görüşemediğimiz süre zarfında Özge ve Cem’i evlendirdik!! Harika bir nişan, kına gecesi ve düğün ardından evlendiler.. Ben nedimelikten emekliliğimi istedim
Zor işmiş ama çiçeği de elden aldım, değdi doğrusu..
Bir de İstanbul’da düğün vardı, ona da gittim yaptım vazifemi; Hür ve Ebru’ya bir ömür boyu mutluluklar.. Başka da kimseyi evlendirmedik
Aaa tabii sabahın körü treni kaçırdım fekat her işte bir hayır vardır demişler kaçırdığım tren kaza yaptı..
Göz ameliyatım başarı ile GEÇTİ(!!!) Doktor amca itina ile deşti gözümü allah razı olsun kendisinden.. Bir gün boyunca gözümde bandajla gezdim, arkadaşlarım bana güldüler onları mutlu etmenin sevinci ile doldum taştım
Akşamına da bandajlı göz ile karda mangal keyfi yapıldı.. Şunu anladım ki iki göz de pek mühim.. Birinin yokluğu bile çok fenaa….
Okul tatile girdi.. Süper de oldu çünkü bu yorgunluk ancak böyle bir tatil ve gün boyu camışlık ile geçerdi.. ikinci dönem ise daha hızlı geçecek gibi.. Full performans, önce okuma barryamı ardından 23 nisan ve ennihayetinde anasınıfı sene sonu gösterisi.. Aradaki çerezleri saymıyorum.. Bu senenin 23 Nisan’ı ise sanırım benim baş yapıtlarımdan birisi olacak gibi.. Hayırlısı tabiii..
Çok fenaaa gidesim var.. Bakalım biriktiriğim para neticesinde ruhum ne yanna gitmek ister ise o yanna gitmek farz oldu.. Geçen sene gidemediğim Barcelona bana dert misal.. Fakat Japonya da hayli cazip gibi.. Tunus, Amerika ve İbiza da sıraya girmiş beklemekteler, gel banaaa gel banaa diye
Neyse bakalım hele bir yaz gelsin de.. Güzel bir motivasyon oldu bu bana.. Ödül desek daha doğru olacaktır..
15v tatilde sadece camışlık yapmadım tabii ki! Can sıkıntısından yemediğim halt kalmadı.. Ama başarılı sonuçlar da elde etmedim değil
Meselaaa yıllardır sakladığım ama atmaya kıyamadığım ve artık teknolojinin de ilerlemesi ile dinlemediğim eski kasetler vardı.. Deniz’ciğim sağolsun harika bir fikir verdi bana!!! Sonucu da çok leziz oldu.. Dandik cep telefonu ile çektiğimden görüntü biraz flu ama olsun anlaşılıyo yine ne olduğu
Yeeeppp!! Bir lamba!! İnşallah üşenmeyip bir de pil alırsam şu fotoğraf makinesine düzgün bi halini buraya koyarım elbet.. Kısmet..
Başka bir şey daha yaptım ama onu şimdi söyleyemem.. Sürprizzz!!! Hazırladığım şeyi hediye etiğimde fotoğraflayıp koyarım buraya
Ama o da çok güzel oldu.. İçimdeki sanat aşkı + camışlık nelere kadirrrrr bre!!!
Aaaa başka bir şey daha vaaaaaarrrr!! Tatilin bir diğer keyifli yanı da Wiiiiiii!!! Çok karizmatik bir oyuncu olarak görüyorsunuz ki kungfuda da çok başarılıyım
Hahhh huhhhh!!!
posted in Kategorilenmemiş |
7th
Aralık
2009
Ne yaptı? Anlayabildi mi yaşananları? Annesi ne söyledi? Ya annesi.. O nasıldır kimbilir.. Ne fena işler bunlar.. Aklım fikrim o küçük yürekte.. Bir babanın yokluğunu, gidişine tanıklık ederek yaşayan o masum çocuğa, nasıl anlatılır ölüm?.. Pamuk ipliğine bağlı hayatlarımız.. Her an herşeyin olması olası.. Dün var olan bugün yok.. Pisipisine ölüm.. Dolu dolu yaşamak lazım geldiği gibi değiştirmeden, utanıp sıkılmadan, saklayıp gizlemeden..
Başın sağolsun küçük kuzum…
posted in Kategorilenmemiş |
30th
Kasım
2009
Hunimi kafamdan çıkartıp önüme koydum.. O bana baktı ben ona baktım.. Son günlerde düşündüklerimi anlattım ona.. Sorular sordum kimi şeylerle ilgili.. Merak ettiklerimi sordum.. Cevaplarından korktuğum sorular sordum.. Kurduğum hayallerden bahsettim.. Geçmişin kalıntılarından, günüme miras kalanları anlattım.. Aklıma mıhlanmış yerleri betimledim.. İçine düştüğüm kuyunun derinliğini sordum.. Cesaret sonum mu olur yoksa zaferim mi diye mızırdandım.. Cümleler cümleleri izledi.. Paragraflar oldular susuşlarımda.. Sustum.. Öylece baktım.. Gözlerimi kapatıp yine hatırladım.. Re minör melodiler geldiler ansızın.. Ağladım biraz da.. En son küfrettim ve alıp tekrar kafama taktım hunimi.. That’s it!..
posted in Kategorilenmemiş |
28th
Kasım
2009
Ansız aklıma düşüşlerin neden?
Neden hala sendeyim?
Neden yaşadıklarımız gözümün önünde sebepsiz?
Neden giriyorsun rüyalarıma her gece?
Neden bu garip acı?
Ve daha ne kadar devam edecek?…
Reva mı?..
Reva.
posted in Kategorilenmemiş |
26th
Ekim
2009
Yine muhteşem bir şarkı!! Despite the Tears.. Seedy Arkhestra söylüyor ama sözler ve arka vokalde gönlümün sultanı Jeff Buckley söylemekte.. Ooof ooff.. Jeff! Neden öldün ki Jeff??!! ve yine bir şey var ki o da “Re Minör”.. Nedir bendeki bu re minör sevdası bilmem ki..
He found a letter from his lover
She said she’s never coming home
His things were lying on her doorstep
And his tears they fell like rain
And in his mind, he knew
He’d love her always
Despite the tears
And in his town where few knew love
He’d spend his nights all alone, crying
And all the love he’d once shared with her
Was gone, long, long, long gone
And he knew a part of him was dying
And in his mind
He knew he’d love her always
Despite the tears
Don’t cry, dont’cry, don’t cry
Lover we tried, we tried, we tried
And in his mind he knew he’d love her always
Despite the tears
posted in Kategorilenmemiş |
19th
Ekim
2009
Başım göğe erdi mi? Evet ya! Erdi ermez mi?! :0))
Pazar günüm dolu dolu geçti.. Sabah 3,5 saatlik bir yolculuk ardından kendimi hiç bilmediğim bir memlekette buldum.. Midem ise kalktığım andan itibaren muhalefetti bu yolculuğuma.. Neyse otogarda bir sağa bir sola baktıktan sonra içimdeki sese kulak vererek bir yola çıktım.. Baktım dolmuşlar var bi dolu.. Hemen oracıktaki simitçi amcayı kestirdim gözüme ve sordum kendisine: “Mevlana Müzesine gitmek için hangi dolmuşa binmem lazım?” Bir yandan da canım simit istiyor mu diye sordum kendime ama “öööwww” cevabı geldi midemden; belli ki istemiyordu… “Aydınlık dolmuşuna bineceksin” dedi simitçi amca. Teşekkür ettim ve yaklaşık 5 dakika sonrada beklediğim dolmuş geldi.. Şöfor amcaya dedim ki “ben Mevlana Müzesine gidecektim ama..”, hemen yanıt geldi “Önünde indiririm ben seni!” Oleeyyy… Direkt yolculuk! Derken nerdeyse bütün Konya’yı dolaştı dolmuşumuz :0) Ve popüler bir dolmuş olduğunu farkettim.. Çarşıya gidiyor ya tıklım tıkış doldu… Bir yandan da etrafı gözlemledim. Tam o sırada bir sokağa girdik… Sokak sanki gelin damat istilasına uğramış gibiydi.. Bir konvoyun geçmesini beklemek zorunda kaldık çünkü sokak iki arabanın geçebileceği genişlikte değildi.. Malum gelin arabaları park halindeydi.. Hatta bir tanesinin arkasında “Anasının ilk ve son gelini” diye yazıyordu :0) Sonra devam ettik yola.. Derken vardık müzeye.. Nasıl heyecanlandım anlatamam!! Tam planladığım gibiydi, çok kalabalık yoktu ama yine de azımsanmayacak bir ziyaretçi kitlesi vardı.. Müze girişi 2TL’ydi. Ney sesi eşliğinde gezdim bütün müzeyi.. Çok ama çok enseresan duygular yaşadım.. Dualar ettim suskunların ruhuna.. İyice gezdikten sonra avludaki büyük çeşmeden su içtim.. Evet şimdi hazırdım ikinci adresi ziyarete.. Gitmeden önce internetten yaptığım araştırmalar neticesinde 10 dakikalık bir mesafede olmalıydı.. Bir taksiciye danıştım ve evet tahminlerim doğruydu, çok da uzakta değildi.. Yürürken kermesimsi bir yerin yanından geçtim ve yemek kokuları geldi burnuma.. Midem hala kötüydü.. I ıh hala acıkmamışım dedim.. Yürümeye devam ettim ve sonunda vardım Şems-i Tebrizi’nin camii ve türbesine.. Ayakkabılarımı çıkarttım, tülbentimi örttüm kafama ve girdim içeriye.. Mevlana’ya oranla burada hiç kimse yoktu nerdeyse.. Bir kenara oturdum ve ayakta duran bir grup adam arasında bir tanesinin seslice dillendirdiği duasını dinledim.. Dua ettim.. Sonra sandukaya yaklaştım ve ruhumu bir müddet bu şekilde dinlendirdim.. Çıkışta çocuklar ellerinde bir şey satmaya çalışıyorlardı.. Almadım.. Acaba alsa mıydım diye tereddüt ettim.. Yürümeye devam ettim.. Alaaddin Tepesi! Yürüyerek çıktığım yer Konya’nın kocaman döner kavşağıydı.. Tepenin üstünde Alaaddin camii vardı.. Camiinin eteklerinde ise kocaman bir park.. Parkta yerlere serilmiş genç yaşlı bir dolu kalabalık.. Dikkatimi çeken şey ise hepsinin çekirdek çitliyor olmasıydı.. Yürüyüş yolu olduğu gibi çekirdek kabukları ile kaplıydı! İnsanlar transa geçmiş şekilde çekirdek çitliyordu :0) Mideme sordum çitler misin ister misin diye; öğğkk dedi bana tekrar.. Yok bi terslik var bu işin içinde dedim ve yürümeye devam ettim.. Bilet, evet biletimi almam gerekiyordu. Hemen Konya’nın hatrısayılır acentasına gittim ve biletimi aldım. Sonrasında çekirdek çitleyenlerin yanından geçip “Kampüs-Bosna” dolmuşuna bindim ki “buradan otogara hangi dolmuşa binmem gerek?” diye sorduğum polis amca bana bu dolmuşun adını vermiş ve bir de eklemişti “35-40 dakikada gider hemen binmelisiniz..” Bir an duraksadım.. Ben adama saat kaçta otobüsüm olduğunu söylememiştim ki :0) İçine doğmuş olacak ki ve iyi ki de doğmuş ucu ucuna yetiştim.. Dolmuşa bindikten sonra midem ile başbaşa kalış süresi start aldı.. Kabus gibiydi.. Ne zaman bitecekti bu otogar yolu? Daha çok var mıydı? Kussam ayıp olur muydu? Ve nihayetinde otogar göründü.. Kendimi dolmuştan atar atmaz derin bi nefes aldım ama nafile.. Mide daha beter hale gelmeye başladı.. Doğruca otobüse attım kendimi ve hemen uyku moduna geçtim ama ne fayda.. “Ben burdayım” diyen midem iyice coşmuştu.. Otobüs hareket ettikten yarım saat sonra çaresiz şekilde muavinden torba istedim.. Muavin gitti gelmedi.. Daha da fena olmaya başladım.. otobüsü mü durdursam?.. Nasıl olacak.. Anaaamm bittim ben.. Tansiyon düşüyor eyvah.. Çantamda torba olacaktı.. Torba dediğim de elim anca girer içine öyle bir şey.. Yok daha fazla beklenecek gibi değil torba nerdesin??!!!! Derken midem kendisini ifade edebileceği en uç noktada ifade etti.. Yanımdaki kadın uyanmadı bile!! Önümdeki teyze bana kolonyalı mendil uzattı sağolsun.. Ucuz atlattım.. Çöpleri toplayan muavinin çöp torbasına ağızını düğümlediğim torbayı atarken, “aaa siz torba istemiştiniiiizz” dedi. Evet ama gerek kalmamıştı tabi.. “Peçete getirebilir misiniz?” dedim.. “Tamam!” dedi kararlı bir şekilde, ama ne peçete geldiiii ne de muavin :0) Rahatlamanın ardından derin bir uyku ve akabinde Ankara’ya geri dönüş.. Mide muhalefetine karşın çok güzel bir gün geçirdim.. Evet başım göğe erdi :0)
Midem bugün de dünü aratmayacak kadar süper bir uyuzluk içindeydi.. Eğer yarın da devam ederse artık kendisini bir bilene götürmek niyetindeyim.. Ee eksik kalmasın tabiii buyursun o da gelsin!
Yaa.. İşte böyle… Aaa iki de fotoğraf kondurayım hele



Hemen fotoğrafın köşesindeki amcanın çekirdek torbasına elini daldırdığını görebilirsiniz
posted in Kategorilenmemiş |
14th
Ekim
2009
“Aşk”, “Bab-ı Esrar” ve “Kimya Hatun” üç ayrı gözden üç ayrı hikaye içinde yıkandım.. Kah kafam karıştı kah anladım anlatılanı.. Her zaman olduğu gibi yine bir üzüntü çöktü üstüme; ne okuyacağım ben şimdi??!
Rumi gibi olunabilir mi acaba yaşadığımız dünyada? Ya da soru şu şekilde daha gerçekçi olacak sanırım, ben Rumi kadar berrak bakabilir miyim bu bulanık dünyaya? Sufi’liğin özünde var susmak ki sustukça semerler vurmuyorlar mı sırtlarımıza?.. Zor bu susma işi ki dışa vermesek de sesimizi içimiz durmadan konuşup da bozuyor sessizlikleri.. Yenilenmek gerekiyorsa evet kabulüm bu günden sonra deneyeceğim ki denememiş olmamak için değil bizzat kendim için..
Biten kitaplar ardından güzel bir uyku beni bekliyor.. Hoşçakalın..
posted in Kategorilenmemiş |
8th
Ekim
2009
Yine kitaplarla yoğurmadayım ruhumu.. Şanslıyım ki tam dişimin kovuğuna göre leziz kitaplar buldum kendime!! İlk okuduğum kitap Saide Kuds’un Kimya Hatun’u.. İkincisi ise Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar’ı.. Aynı konu üstünde dönüyor iki kitap da ama apayrı iki gözden aktarılmış… Önceden beridir içimde varolmuş bir merakı alevlendirdi de diyebiliriz.. Aslında sadece benim üstümde bırakmamıştır bu etkiyi; bu kitapları okuyan ne kadar insan varsa etkilenmiştir gibi geliyor bana ki önümüzdeki Aralık ayında, Mevlana vuslat yıldönümü’nde Konya ayrı bi kalabalık olacak.. Biz şimdiden gitmeyi planladık bile.. Nasıl bir merak kapladı içimi.. Konya’yı hiç bu kadar merak etmemiştim desem yeridir! Kitaplarda betimlenen mekanları görme isteğim ise anlatılamaz derecede! Tamam internetten de bakılabilir fotoğraflara ama ben o havayı solumak istiyorum..
Şu anda kafamda bir dolu kitap ismi var, okumak için can attığım.. Aralık ayına kadar depolamak lazım ne kadar bilgi varsa! Yuppiiiii diyor ve Bab-ı Esrar kitabını bitirmek için müsade istiyorum.. Sırada Elif Şafak var.
posted in Kategorilenmemiş |
26th
Eylül
2009
Dün gece acil serviste, gerek yanımda gerekse telefonda benim için seferber olan güzel insanlar.. İyi ki varsınız.. Çok teşekkür ederim!..
posted in Kategorilenmemiş |
23rd
Eylül
2009
Yok.. Yok… Ben bu düzlük denilen yere varamayacağım galiba! Gel git bi ruh hali içinde saçmalama hat safhaya varmış durumda! Ne yapıyorum? Nasıl? Ne? Niye? Neden? Arapsaçı oldu yine herşey!! Bıktım! Vallahi de billahi de bıktım!
Ümitlendiğim her an çakılışımın sebebi ne? Bir lanet ise bu açıklasın biri bana bunu?! Çok fena kaçıp gidesim var! Yaşadım artık yaşanabilecek tüm fenalıkları! Çok fena ölesim var!!!
posted in Kategorilenmemiş |